Teknoloji ve doğa, genellikle karşıt olarak kabul edilen unsurlardır. Ancak Roma Tre Üniversitesi'nde teknoloji ve çevre etiği araştırmacısı olan Edmondo Grassi'ye göre, Sanayi Devrimi sonrasında insanın merkeziyetini sorgulayan ve çevre ile doğanın önemini yeniden hatırlamamızı sağlayan unsur da aslında teknolojik gelişmeler.
Roma Tre'de araştırmacı olan Grassi, gelişen teknolojinin artık dünyadaki yaşamı tehdit eden bir unsur olmadığını şöyle açıklıyor: "Tüm siyasi ve kültürel tartışmaların merkezinde iklim krizi ile dijital gelişme araşında doğrudan bir bağ olduğu savunuluyor. Oysa ki artık teknobilim, toplumun örgütsel bir modelidir. Ancak teknolojik gelişmeyi yönlendiren otoritelerde bir sorumluluk ilkesi eksikliği var. Bu da teknolojinin, ekolojiye düşman olduğu algısını yaratıyor."
Sizce zihinlerde sürdürülebilirlik ile teknoloji kavramları neden iki zıt kutup olarak algılanıyor?
Bu çok ilkel bir insani yaklaşımın günümüzdeki yansımasıdır. Çok eskiden toplumlar dini kurallara yeterince uymadıkları için başlarına felaketler geldiğini düşünür, yeterince 'dindar' olmayanları dışlayarak sorunlarına çözüm ararlardı. Bilim ile uğraşanları şeytanlaştırıp engizisyonda yargılıyorlardı. Bugün, teknolojiden bağımsız olarak yaşadığımız iklim krizi başta olmak üzere başımıza global olarak gelecek felaketlerden kurtulmamız mümkün değildir. Bizim yaradılışımızın bir parçası aslında teknoloji. Bu sayede çok ilkel dönemlerden bugüne hayatta kalabildik. Teknoloji olmasaydı insanlık da olamazdı. Bugün teknolojiden faydalanmadan içinde bulunduğumuz cendereden çıkamayız. İnsan bir bilgi zanaatkarıdır. Hatalar yapa yapa, yaşadıklarından ders çıkartarak ve teknolojiyi zaman içinde en doğru şekilde kullanmayı öğrenerek bugüne gelebilmiştir. Bundan sonra da böyle olacaktır.
Teknoloji neden sürdürülebilirlik için önemlidir?
Çağdaş toplumu teknolojik üretimden ayıramayız. Araçlar ve aletler, birey ve toplumların yaşamındaki birincil öneme sahip unsurlarıdır. Ancak bu gelişmeler bir başka tartışmayı da doğurdu: Gezegendeki insan merkeziyetini ve teknolojilerle olan ilişkisini... Birey, artık toplumun nihai hedefi olmamalı. İnsanlığın varlığının ve devamının tek ölçütü bireyin kendisinden çok daha fazlasıdır. Çevre ve gezegen de en az birey kadar öncelenmelidir. Çevre ve sürdürülebilirlik kavramı teknobilimin tam da merkezindedir. Teknobilim, dünyanın büyüsünün bozulmasına tanık olduğumuz andan itibaren toplumun örgütlenme modeli olarak önümüzde duruyor. Düşüncesiz, insan merkezci gidişatı değiştirecek çözümler yine teknolojinin bilim etiğinden sapmadan gelişmesi ile mümkün olabilir. Post-modern engizisyonlar ile değil!
Bazı örnekler bize teknolojinin toplumu zehirlediğini gösteriyor. Bize birkaç örnek vererek teknobilimin sürdürülebilirlik için neden önemli olduğunu açıklayabilir misiniz?
Edebi ve klasik bir örnek vermem gerekirse Mary Shelley'nin Frankenstein kitabından bahsedebilirim. Hikayede canavar tam da toplumla temasa geçtiği anda sorun yaratmaya başlar. Buna benzer ve kurgu olmayan bir örneği henüz tecrübe ettik. Microsoft'un Thay algoritması 2016 yılında Twitter'da bir chatbot yayınlayarak bilgisayarın, gönderilen tweetlerden insan dilini ve tepkilerini öğrenmesini amaçlıyordu. Bilgisayar birkaç saat sonra homofobik, kaba ve kadın düşmanı olduğu için Twitter tarafından engellendi. Algoritmaya şüpheli kültürel paradigmaları öğretenler aslında yine biz; insanlardık. Söz konusu olan teknolojinin insanlığı yozlaştırması değil. İnsanlığın teknolojiyi kullanarak yine insanlığı yozlaştırmasıdır. İşte tam burada da etik kavramı devreye giriyor. Biz bilim etiği hakkında konuşmalı, tartışmalıyız. Bu konudaki eksikler tamamlanıp, evrensel bir uzlaşmaya kani olduğumuzda çevre ve sürdürülebilirlik için hiç olmadığı kadar yararlı ve sorun çözücü hale gelebileceğiz.
Sara Moraca / Corriere della Sera
Çeviri: Efe Yelbuğa / 35 Punto