Çevre

İklim Krizi Küresel Enerji Güvenliğini Tehdit Ediyor

Abone Ol

Dünya Meteoroloji Örgütü tarafından yapılan bir araştırmaya göre, soğutma için suya ihtiyaç duyan termik ve nükleer santrallerin üçte biri halihazırda su sıkıntısı çeken bölgelerde bulunuyor.

Dünya enerji sektörü, iklim değişikliği konusunda hem cellat hem de mağdur konumunda. Cellat konumunda olmasının sebebi şu anda dünya enerjisinin çoğunu üretmek için kullanılan fosil yakıtlar (petrol, gaz ve kömür) dünyayı aşırı ısıtan gazların başlıca sorumluları. Mağdur durumda olmasının sebebi de alternatif enerji alanlarının bu iklim krizinden ciddi şekilde etkileniyor olması. Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) tarafından yaptırılan ve 26 uluslararası kurum ve kuruluşun katıldığı bir raporda, "iklim değişikliğinin dünya çapında enerji güvenliğini riske attığı" uyarısında bulunuluyor.

Son aylarda İspanya dahil birçok ülkede yaşanan kuraklık ve hidroelektrik üretiminin azalması nedeniyle yönelinen nükleer santrallerin de soğumak için suya ihtiyaç duyması iklim krizinin en sert yüzünü ortaya çıkardı. Geçtiğimiz salı günü sunulan rapor, "iklim değişikliğinin doğrudan yakıt tedariğini, enerji üretimini, mevcut ve gelecekteki enerji altyapısının fiziksel direncini etkilediği" konusunda dünya kamuoyunu uyarıyor. Özetlemek gerekirse; anormal sıcaklık artışları ve kuraklık mevcut elektrik üretim teknolojilerinin sınırlarını zorlamaya başladı.

Bu belgeyi hazırlayan WMO ve diğer kurumlardan uzmanlar, 2020'de dünyanın nükleer, termal ve hidroelektrik sistemleri tarafından sağlanan elektrik üretiminin %87'sinin doğrudan suyun mevcudiyetine bağlı olduğunu açıklıyor. Ve ekliyorlar: "Soğutma için temiz suyun mevcudiyetine bağlı olan termik santrallerin üçte biri zaten yüksek su sıkıntısı çeken bölgelerde bulunuyor. Aynı şey mevcut nükleer santrallerin %15'i için de geçerli.”

Önümüzdeki 20 yıl içinde bu nükleer santrallerin %25'inin su sıkıntısı yaşanan kırmızı bölgelerde olması bekleniyor. Benzer bir durum hidroelektrik santralleri için de geçerli: Şelalelerle elektrik üretme kapasitesinin %11'i kuraklık sıkıntısı yaşayan bölgelerde bulunuyor. Mevcut hidroelektrik barajların yaklaşık %26'sı ve öngörülen barajların %23'ü, şu anda orta ila çok yüksek su kıtlığı riski taşıyan nehir havzalarında yer alıyor.

Ancak sadece ısı dalgaları ve kuraklık enerji güvenliğini riske atmıyor. Raporda, dünyada kıyılarda bulunan 63 nükleer santral olduğu ve bu nedenle, küresel ısınmaya bağlı buzların erimesi nedeniyle zaten geri dönüşü olmayan deniz seviyesindeki yükselmeden etkilenebilecekleri konusunda uyarıda bulunuluyor. 

Rapora katılan kuruluşlardan biri olan Uluslararası Yenilenebilir Enerji Ajansı (Irena) Genel Müdür Yardımcısı Gauri Singh, bir basın toplantısında "Anormal doğa olayları daha yaygın ve yoğun hale gelecek" uyarısında bulundu. 19. yüzyılın sonundan bu yana insanoğlunun yaydığı ve onlarca yıldır atmosferde kalan muazzam miktarda sera gazı nedeniyle iklim değişikliği şu anda tersine çevrilemez. Denenen şey, sanayi öncesi seviyelere kıyasla halihazırda 1,1 santigrat derece olan ısınmanın, 1,5 ila 2 derece arasında güvenlik marjları içinde kalması. Bunu yapmak için, Paris Anlaşması'na katılan tüm ülkeler, emisyonları azaltma taahhütlerini içeren iklim planlarını sunmalı. 

Ancak bu ulusal programlar, halihazırda geri dönüşü olmayan küresel ısınmaya yönelik uyum stratejilerini de ele almalı. WMO tarafından sunulan raporda, bu planlar incelendi ve iklim değişikliğine bağlı sıcaklık dalgaları ve kuraklıkların enerji sektörü üzerinde yarattığı olumsuz etkilere rağmen bu soruna yeterince dikkat edilmediği konusunda uyarıldı. Çalışma, hükümetlerin sunduğu iklim eylem planlarının yalnızca %40'ının enerji sektörünün de küresel ısınmanın yaratacağı yeni normale uyum sağlamaya öncelik verdiğini belirtiyor.

Çözüm Ne Olabilir?

Irena'dan Gauri Singh: “Enerji sektörü hem mağdur hem mağrurdur, ancak aynı zamanda insan faaliyetleriyle bağlantılı sera gazı emisyonlarının yaklaşık %80'inden sorumlu olduğu için çözümün de önemli bir parçasıdır. Bu nedenle enerji sektörünün fosil yakıtlardan kopması elzemdir. WMO raporunun hatırlattığı gibi yol açık: yenilenebilir enerjiler. Ayrıca enerji üretmenin en ucuz yolu da bu" şeklinde konuştu.

WMO Genel Sekreteri Petteri Taalas ise "21. yüzyılda gelişmek istiyorsak, güneş, rüzgar ve hidroelektrik gibi temiz elektrik üretim biçimlerine geçiş ve enerji verimliliğindeki artış şart. Zaman bize baskı yapıyor ve iklimimizde değişikliklere tanık oluyoruz. Küresel enerji sisteminin tam bir dönüşümüne ihtiyacımız var” dedi.

Haber: Manuel Planelles / El Pais 

Çeviri: Efe Yelbuğa / 35 Punto